Şam Dönüşü
Evimiz olarak gördüğümüz Çobanbey’den saat 15.00’de çıktık yola. 10 yıldır bildiğimiz Suriye’nin dışında bir Suriye’ye yol aldık. Yıllardır dinlediğimiz Halep, Hama, Humus ve Şam olaylarının, hikayelerinin ve anılarının yaşandığı yerleri artık bizzat görebilecektik. Halep’i geçmeden hava karardı. Hem yolların bazı yerlerde vurulmuş olması, hem araçlarımızın ve yolların aydınlatmalarının yetersiz olması hem de yol boyunca kenarlarda duran terk edilmiş, taranmış veya yanmış araçlardan dolayı Şam’a varmamız gece 01.00’i buldu. Ama bu yolculuk boyunca rejim vahşetine bir kez daha tanıklık ettik. Yemeğe veya tuvalete durduğumuz ve daha 8-9 gün önce kurtarılmış bölgelerde bulunan neredeyse her yerde önce korku sonra da büyük bir merak ile karşılandık. Çoğu vatandaş, esat rejimi dışında insanlar ile ilk defa temas ediyordu. Rejim baskısından alışkın oldukları üzere de, tamamen sivil olmamıza rağmen ilk başta çok korkuyorlardı. Ama biraz gülümseme, bolca Türkçe konuşma ile hepsini de hızlıca rahatlatabildik.
Zulmün asıl tanıkları ise elimize tutuşturulan ve üzerinde alelacele karalanmış isimlerin bulunduğu kağıtlar ve peçeteler idi. Onları ancak cebimize koyup rahatlıkla anlayacakları şekilde İNŞALLAH diyebildik. Çalışma yapmak üzere Türkiye’den gelen AFAD ekibine destek vermek için SEDNAYAH Hapishanesine gittiğimizi öğrenen nerdeyse herkes haber alamadıkları Baba, kardeş, eş veya evladının ismini eline geçen ilk şeyin üstüne yazıp bize veriyordu. Ne diyebilirdik ki… İnşallah demekten başka.
Sedynayah videomuzu izlemişsinizdir. Yayımlayamadıklarımız da telefonlarımızın hafızalarında ve yanan yüreklerimizin en derinlerinde kayıtlı duruyor. Sorgusuz sualsiz, sırf zalim esat rejimine karşı olduğu tahmin edildiği için ansızın tutuklanan ve ortadan yok olan on binlerce insanın son durağı olan korku binasına ulaştığımızda aileler gördük. Anneler, kadınlar, çocuklar. Hepsi bir umut kayıp yakınlarından bir haber alabilmek için gelmişlerdi hapishanenin önüne. Dış duvarda ise resimler ve altında isim ve irtibatlar asılıydı.
Suriyeliler için “Sednayah” kelimesi “Cehennem” kelimesi ile eş anlamlıdır neredeyse. Bu hem muhalifler için hem de rejim yanlıları için geçerli bir iddia. İtaat hatası yapan rejim askerlerinin bile oraya gönderilmek ile tehdit edildiğini dinlemiştim eski bir askerden. Hapishanenin bahçesinde, evrak yığınları arasında bulup Ankaraya, dernek müzemize getirdiğimiz belge de bunu doğruluyor. Belgede tutuklanan askerlerin bilgileri ve tutuklanma nedenleri yazıyor. Çoğunluğu rejime itaatsizlik !
Yapı giriş kat üstüne 3 kattan ve yıldız şeklinde ortada birleşen 3 kanattan oluşuyor. Giriş katta mutfak ve depolar, üst katlarda ise hücreler var. Tam ortada da demir parmaklılardan yapılmış bir kule. Taa zeminden çatıya kadar dar bir merdivenden çıkabileceğiniz ve her katı rahatlıkla izleyebileceğiniz bir kule. Bu kule vahşeti izlemek ama ellerini de kirletmek istemeyen yetkili ve komutanlar için yapılmış. Yapılış amacı bu olsa da Sednayah dan sağ kurtulan nadir insanlardan dinlediğimize göre ortadaki bu boşluk ve kule bir işe daha yarıyormuş. Tüm kanatlar bu merkeze, merkez de devasa kuleye bağlı olduğu için ölüm kokusunun hiç eksik olmadığı bu yapının neresinde işkence yapılırsa yapılsın her yerinden duyuluyor olmasıymış.
Hücreleri, mahkumlar serbest bırakılalı 9 gün olmuş olmasına rağmen, yüzümüzde maske ile dolaşabildik. Ter, nefes, kan ve ölüm kokusu öyle bir sinmiş ki bu duvarlara ürpermeden tek bir adım bile atamıyorsunuz. Her adımda işkencelerin sesleri kulaklarınıza, demir soparlar ile kemikleri kırılan insanların görüntüleri de zihninize doluyor, yürümek istemiyorsunuz. Duvarlara dokundukça oralara sizden birkaç gün önce dokunmuş olan ve katil esatın psikopatları tarafından sırf sevk için öldürülen insanlar beliriyor gözünüzün önünde.
Hiçbir yargılama olmadan sadece birileri şikayet etti diye tutuklanan ve “kayıp edilen” onbinlerce insanın korkulu gözleri her yerden bakıyor koridorlarda. Günlük ortalama 50-60 insanın öldürüldüğü bu yapıda ölenleri taşımak için yine mahkumların kullanıldığını biliyor muydunuz? Hatta ölülerin nasıl taşındığını bu insanlara öğretmek için hücrelerden rastgele çıkartılan esirlerin koğuş arkadaşlarının gözleri önünde infaz edildiğini ve cenazeleri ile taşıma tekniklerinin çalışıldığını duymuş muydunuz? Biz de sağ kurtulanlardan duyduk. Duyduk ama insanlığı sorguladık. Ya bunu yapanlar insan olamazlardı ya da insan oğlu sürüye uyup canavara dönüşebiliyordu. Diğer taraftan da bu vahşet bulunan toplu mezarlar, ortaya çıkan işkence aletleri, kayıp onbinlerce insanın isim listeleri ve de sağ kurtulanların ifadeleri ile ispatlanmışken hala “ İsrailin oyunu, Amerikanın bilmem nesi” diyerek esaretten kurtulan insanlara sevinmemize laf eden kitleyi de hiç anlayamıyoruz maalesef.
Baas zihniyetinin zebanisi esat ailesinin ellerinde hayatını kaybetmiş olan tüm insanlara Allahtan rahmet diliyoruz. Ruhları şad olsun…
Tagayhan ( Bir Kurt-Ar Gönüllüsü)